Sıçrayarak uyandım sabah. Midemde ki boşluk ve yalnızlık dürtüsü arasında sersem sersem gidiyordu hafızam. Balkonun ince demirlerinde çınlayan sesiyle yağmur damlaları karşıladı bu sabah. Tuhaf ve güzeldi. Bu mevsimde gecesi sıcaktan yatılmaz bir şehirde sonbahara uyanmıştım. Geçiş süresi olmadan hemde, birden, aniden ve hesapsızca. Aslında bu durumdan şikayetçi değilim. Sonbaharı seviyorum ve sonbaharda yaşamışımdır geçmişin en güzel anlarını. Yaz mevsimi belkide bana göre belki de değil, fakat sonbahar kesinlikle bana göre.
Yatağımda doğrulup dışarı seyretmeye koyuldum, keyifliydi. Sokaklar ıslak ve kimsesizdi. Sabahın körüydü, normaldi. Başucumda ki masanın üzerinde duran ağzı açık paketten bir sigara alıp yaktım. Şimdi, bu saatte göl tüm ihtişamıyla karşımdaydı. Üzerine çarpan ve halkalar çizerek kaybolan yağmur tanelerini izliyordum.
Mahşerin en iyi üçlüsü olduğumuza kanaat getirdim; Ben, sigara ve göl.
Hava, geceyi anımsatan bir renkteydi şimdi. İşte bu mevsimi, havanın bu kapalılığını seviyorum. Gelen gideni aratır derler, saçmalık! Sonbahar asla diğer mevsimleri aratmaz.
Gölü seyrettikçe uykumumun ağır ağır beni terkettiğini anladım. Yataktan kalkmak içimden gelmiyordu doğrusu ama uykum yoktu artık. Sigaramda bir iki nefeslik daha ömür kalmıştı. Türlü düşüncelere ittim uyuşmuş zihnimi.
Sonbahar diyordum, evet sonbahar hakkında bir şiir yazmalıyım belkide. Lügatım kendini zorlamaya başlamıştı bile. Aklımın içinden kelimeler ona mütakip cümleler geçmey başlamıştı. Bir ara kalkıp kağıt kalem almalıydım. Yapmadım, o an aklımdan geçenleri yazmadım. Bir şair hep başkaları içinmi yazar? Bu zihnimde beliren şiirde sonbaharla benim şiirim olsun istedim.
Yağmur durmaya başlamıştı, göl sakinleşmişti ve ben yalnız bir noktaya odaklanmıştım. Telefon, televizyon ve diğer zımbırtılar hepsi kapalıydı. Bir tek plaktan Edith Piaf'ın o harika sesi geliyordu; Les Amants de Paris diyordu..
13 Eylül 2009 Pazar
28 Ağustos 2009 Cuma
-Sana bir hikaye anlatayım mı?
-Neden?
-Bilmem, belkide hikayede tanıdık birine rastlarsın diye.. Ben hep rastlarım..
Karşısında oturan bu kızıl saçlı kızı daha dikkatli süzmeye başladı. Konuşmadan, bakışlarıyla anlaşmak niyetinde değildi elbet. Yalnızca gözlerinde birşeyler bulabilme umuduydu. Öyle ya, düşünceler önce gözlerde yansırdı. Fakat onun gözlerine yansıyan hiçbirşey yoktu ortada. Çünkü; kendisi yüzünden, hayatı yüzünden ne bir düş ne de yaşanılacak birkaç zaman dilimi kalmıştı onda.
Yazılacak daha fazla şey yoktu artık. En azından susmayı bilmeli insan. Evet evet, bu edebi zırvalıkları daha fazla devam ettirmek niyetinde değildi.
Masadan kalkıp yürümeye başladı. Kendisine yaklaşan garsona, saygısına karşılık bahşiş ve masa ücretini verdi. Dışarda bıçak gibi bir rüzgar ve rüzgara eşlik eden hafif bir yağmur vardı. Yürürken arkasına bakmadı, hiç bakmamıştı. Masada bıraktığının belkide ömrünün bedeli olduğunun farkında değildi..
-Neden?
-Bilmem, belkide hikayede tanıdık birine rastlarsın diye.. Ben hep rastlarım..
Karşısında oturan bu kızıl saçlı kızı daha dikkatli süzmeye başladı. Konuşmadan, bakışlarıyla anlaşmak niyetinde değildi elbet. Yalnızca gözlerinde birşeyler bulabilme umuduydu. Öyle ya, düşünceler önce gözlerde yansırdı. Fakat onun gözlerine yansıyan hiçbirşey yoktu ortada. Çünkü; kendisi yüzünden, hayatı yüzünden ne bir düş ne de yaşanılacak birkaç zaman dilimi kalmıştı onda.
Yazılacak daha fazla şey yoktu artık. En azından susmayı bilmeli insan. Evet evet, bu edebi zırvalıkları daha fazla devam ettirmek niyetinde değildi.
Masadan kalkıp yürümeye başladı. Kendisine yaklaşan garsona, saygısına karşılık bahşiş ve masa ücretini verdi. Dışarda bıçak gibi bir rüzgar ve rüzgara eşlik eden hafif bir yağmur vardı. Yürürken arkasına bakmadı, hiç bakmamıştı. Masada bıraktığının belkide ömrünün bedeli olduğunun farkında değildi..
18 Ağustos 2009 Salı
Gayet Yalnız..
Uzunca bir zaman dilimiydi bu aralık.
Gözlerimin takıldığı yere doğru adımlar atmak istedim. Bu mümkündü. Çünkü saatle aramda yalnızca birkaç adım vardı. İlerleyen her saniyede bir adım daha geriye gitmek de bir seçenekti elbet. Fakat, herneyse.. Bazı anlar oluyor ki insan, nerede kaldığını unuturak birazda, baştan başlamak istiyor herşeye. Öyle olmuyor işte sevgilim. Sana hitap etmek saçmalık oluyor genelde. Yoksun, sıradan cümlelerle sana seslenmekte içimden gelmiyor. Fakat en sanatlı söyleyişlerde bile sensizliği tadıyorum. Çözüm aramakda ahmaklık bu tip durumlarda. Yalnızca sıradanlığı yaşamak, içmek, yemek ve ölmek. Belkide yalnızlığa en büyük çözüm budur. Veyahut yalnızca kendimi kandırıyorumdur çünkü bu durumlar yalnızlığın bir getirisi. İşte gördüğün gibi, herşey karmaşık. Hayatımda ki en büyük şey ise şu sıralar; çelişki. Çelişki içerikli hareketler ve düşüncelerle olduğum yere yapışıyorum. Bir bakıyorum sigarada bitmiş. Birde dumansızlığa ağıt yakıyorum o zaman.
Afili sözler kullanarak yalnızlığı anlatmakda yetersizdir belki. Kahretsin! Yine aynı şeyi yapıyorum işte; kendi iç sesimi yansıtıyorum satırlarıma. Belkide daha somut şeyler anlatmalıyım. Onuda deneyeceğim. Seni bulana dek, hiç sıkılmadan, tüm edebi türleri tüm farklı şekilleriyle ve artık insanları bıktırana dek yazacağım. Benden bıktıkları anda bir küfür savurup intihar edeceğim belkide. Ama diyorum ya herşekilde yazacağım. İnanıyorum ki yazmazsam sana kavuşamam. Yani bu bir paradoks. Neden mi sevgilim? Sana hiç kavuşamayacağını bile bile seni yazmak bir kısır döngü. Evet, sahiden.
İşte bu noktada, tam burada beni ölü bulacaklar. Artık kokmaya başlayan bedenimi bir mezara koyacaklar, benden hiç haber alamayacaklarını düşünerek. Halbuki, satır aralarından el sallıyor olacağım onlara..
Gözlerimin takıldığı yere doğru adımlar atmak istedim. Bu mümkündü. Çünkü saatle aramda yalnızca birkaç adım vardı. İlerleyen her saniyede bir adım daha geriye gitmek de bir seçenekti elbet. Fakat, herneyse.. Bazı anlar oluyor ki insan, nerede kaldığını unuturak birazda, baştan başlamak istiyor herşeye. Öyle olmuyor işte sevgilim. Sana hitap etmek saçmalık oluyor genelde. Yoksun, sıradan cümlelerle sana seslenmekte içimden gelmiyor. Fakat en sanatlı söyleyişlerde bile sensizliği tadıyorum. Çözüm aramakda ahmaklık bu tip durumlarda. Yalnızca sıradanlığı yaşamak, içmek, yemek ve ölmek. Belkide yalnızlığa en büyük çözüm budur. Veyahut yalnızca kendimi kandırıyorumdur çünkü bu durumlar yalnızlığın bir getirisi. İşte gördüğün gibi, herşey karmaşık. Hayatımda ki en büyük şey ise şu sıralar; çelişki. Çelişki içerikli hareketler ve düşüncelerle olduğum yere yapışıyorum. Bir bakıyorum sigarada bitmiş. Birde dumansızlığa ağıt yakıyorum o zaman.
Afili sözler kullanarak yalnızlığı anlatmakda yetersizdir belki. Kahretsin! Yine aynı şeyi yapıyorum işte; kendi iç sesimi yansıtıyorum satırlarıma. Belkide daha somut şeyler anlatmalıyım. Onuda deneyeceğim. Seni bulana dek, hiç sıkılmadan, tüm edebi türleri tüm farklı şekilleriyle ve artık insanları bıktırana dek yazacağım. Benden bıktıkları anda bir küfür savurup intihar edeceğim belkide. Ama diyorum ya herşekilde yazacağım. İnanıyorum ki yazmazsam sana kavuşamam. Yani bu bir paradoks. Neden mi sevgilim? Sana hiç kavuşamayacağını bile bile seni yazmak bir kısır döngü. Evet, sahiden.
İşte bu noktada, tam burada beni ölü bulacaklar. Artık kokmaya başlayan bedenimi bir mezara koyacaklar, benden hiç haber alamayacaklarını düşünerek. Halbuki, satır aralarından el sallıyor olacağım onlara..
24 Temmuz 2009 Cuma
Ve gelen e-posta bana Devics'i öğretti.
Böylesi tesadüfler bazen müthiş sonuçlar doğurur. Teşekkürler fotoğrafçı. Fotoğrafçı'dan bir çok şey öğrenmek mümkün. Önemli olan, gerçek olan; ''onu ulaşılamaz bir rockstar, özel hayatını deşifre eden bir kız'' olarak görme saçmalığından kurtulmak.
Devics bir harika. Denali'de öyle.
Devics bir harika. Denali'de öyle.
13 Haziran 2009 Cumartesi
BİR RÜZGAR EDASIYLA GEÇTİ
Partiden çıkmış, güneşin yakıcı sıcaklığının gözlerimi kavurmasını engellemek için güneş gözlüklerimi taktım. Ara sokaklardan birine daldığımda kafamın içinde partide verilen yeni bildirileri tartıyordum. Yeni yasalara getirilen yorumlar, partinin karşı çıktığı noktalar ve kapitalizmin mutlak karşıtlığı.. Bugün okadar çok tartışma ve tartma mevzularına karıştım ki başım çatlayacak gibiydi. Şuan tek istediğim evime gidip, kanepeye uzanmak ve bilgisayardan gelen notalara ayak parmaklarımla eşlik etmek. Gazipaşanın eski fakat bir okadar güzel sokaklarından birinde, o nezih kaldırımlarda sosyalist düşünceleri tartarak yürürken ve yorgunluktan ölerek yığılmayı düşünürken O'na rastlamak.. İşte bu fikir; eğer daha önce birisi söyleseydi eminim ki bunu söyleyenin çılgın olduğunu düşünürdüm. Sahidende yıllar sonra onunla bu şehirde, bu şekilde karşılaşmak..
Yavaşça ilerliyordu. Gözlerinin içine baktığımda -ki henüz beni tanıyamamıştı- şaşkın bir ifade gördüm. Gözlüklerimi ağır bir hamleyle çıkardım. Sanırım tanımaya başlamıştı ki gözlerindeki şaşkınlık yerini sevinçle karışık bir hüzne bıraktı. Artık aramızda bir nefeslik yer kalmıştı. Nefesi nefesime çarpıp havaya karışıyordu. Sonra tokadı geçirdi suratıma. Haklıydı, haksızdım. Suratımı çevirdim. Yine herzaman ki gibi militanca baktı gözlerime. Böyle isyankar, böyle coşkun böyle havaya süzülen element bakışlarıyla.. Sonra dökülen suratımı toparlamak istercesine elini yanaklarımda gezdirdi. Dudağıma isyankar bir öpücük kondurdu ve geldiği yönün aksine yürümeye başladı. Sanki bu güneşin parlaklığına ve sıcaklığına inat yağmur biniyordu tepemize. Sanki ayaza tutulmuştuk. Ardından yürüyemedim tekrar, yalnızca gözlerim dikildi mağrur adımlarına. Ara sokaklardan birine daldı, gözlerden kayboldu. Tıpkı, geldiği gibi gitti.
Yani; bir rüzgar edasıyla geçti..
Partiden çıkmış, güneşin yakıcı sıcaklığının gözlerimi kavurmasını engellemek için güneş gözlüklerimi taktım. Ara sokaklardan birine daldığımda kafamın içinde partide verilen yeni bildirileri tartıyordum. Yeni yasalara getirilen yorumlar, partinin karşı çıktığı noktalar ve kapitalizmin mutlak karşıtlığı.. Bugün okadar çok tartışma ve tartma mevzularına karıştım ki başım çatlayacak gibiydi. Şuan tek istediğim evime gidip, kanepeye uzanmak ve bilgisayardan gelen notalara ayak parmaklarımla eşlik etmek. Gazipaşanın eski fakat bir okadar güzel sokaklarından birinde, o nezih kaldırımlarda sosyalist düşünceleri tartarak yürürken ve yorgunluktan ölerek yığılmayı düşünürken O'na rastlamak.. İşte bu fikir; eğer daha önce birisi söyleseydi eminim ki bunu söyleyenin çılgın olduğunu düşünürdüm. Sahidende yıllar sonra onunla bu şehirde, bu şekilde karşılaşmak..
Yavaşça ilerliyordu. Gözlerinin içine baktığımda -ki henüz beni tanıyamamıştı- şaşkın bir ifade gördüm. Gözlüklerimi ağır bir hamleyle çıkardım. Sanırım tanımaya başlamıştı ki gözlerindeki şaşkınlık yerini sevinçle karışık bir hüzne bıraktı. Artık aramızda bir nefeslik yer kalmıştı. Nefesi nefesime çarpıp havaya karışıyordu. Sonra tokadı geçirdi suratıma. Haklıydı, haksızdım. Suratımı çevirdim. Yine herzaman ki gibi militanca baktı gözlerime. Böyle isyankar, böyle coşkun böyle havaya süzülen element bakışlarıyla.. Sonra dökülen suratımı toparlamak istercesine elini yanaklarımda gezdirdi. Dudağıma isyankar bir öpücük kondurdu ve geldiği yönün aksine yürümeye başladı. Sanki bu güneşin parlaklığına ve sıcaklığına inat yağmur biniyordu tepemize. Sanki ayaza tutulmuştuk. Ardından yürüyemedim tekrar, yalnızca gözlerim dikildi mağrur adımlarına. Ara sokaklardan birine daldı, gözlerden kayboldu. Tıpkı, geldiği gibi gitti.
Yani; bir rüzgar edasıyla geçti..
12 Haziran 2009 Cuma
6 Haziran 2009 Cumartesi
Henüz vakit erken uyumak için sevgilim,
kalk ve esen rüzgara kulak ver benden uzak diyarlarda
yok, henüz dökmeye başlamadım gözyaşlarımı, vakit erken
klarinetten gelen her tınıda sayıklamaya devam ediyorum adını
o halde unutmamışım henüz, yitik kalmaya yeni başlamışım
henüz vakit erken uyumak için sevgilim,
seni anlatmaksa tüm kelimeleri özenle seçerek bir şarkıda
ve her bir tınının bitiminde gözlerinse beni öldüren
yok, henüz ölümüm gerçekleşmedi sevgilim,vakit erken
duvarlarda yankılanıyorsa sensizlik denizinin dalgaları
yakamozsa bakışlarını anlatan bana, henüz doğmamışımdır sevgili
henüz vakit erken sevgilim, senden ayrı kalmak için..
kalk ve esen rüzgara kulak ver benden uzak diyarlarda
yok, henüz dökmeye başlamadım gözyaşlarımı, vakit erken
klarinetten gelen her tınıda sayıklamaya devam ediyorum adını
o halde unutmamışım henüz, yitik kalmaya yeni başlamışım
henüz vakit erken uyumak için sevgilim,
seni anlatmaksa tüm kelimeleri özenle seçerek bir şarkıda
ve her bir tınının bitiminde gözlerinse beni öldüren
yok, henüz ölümüm gerçekleşmedi sevgilim,vakit erken
duvarlarda yankılanıyorsa sensizlik denizinin dalgaları
yakamozsa bakışlarını anlatan bana, henüz doğmamışımdır sevgili
henüz vakit erken sevgilim, senden ayrı kalmak için..
3 Haziran 2009 Çarşamba
Bir insana güvenmek yeni baştan, her seferinde olduğu gibi
''umut'' yalanına kapılarak koşmak dört nala
aşk'a izin vermek öyle mi? seni aptal diye böğürmek aynalar karşısında
sigara üstüne sigara yakmak geceler boyu, sanki bir derdim varmış gibi davranmak
geceye methiyeler düzmek her zamankinden daha somut bir dille
bu sefer diyorum, bu sefer kapılmayacağım umut yalanına,
güvenmekle gelirmiş aşk denilen oyuncak bir şairin lügatına
ve sen fahişe sevgilim, sen şiirlerin en güzeli olsan bile
artık kırıyorum kalemimi
sana yazdığım sonelerce anlatabilmekti belkide derdim
ve fahişem artık sana hiciv bile yazmak gelmiyor içimden..
''umut'' yalanına kapılarak koşmak dört nala
aşk'a izin vermek öyle mi? seni aptal diye böğürmek aynalar karşısında
sigara üstüne sigara yakmak geceler boyu, sanki bir derdim varmış gibi davranmak
geceye methiyeler düzmek her zamankinden daha somut bir dille
bu sefer diyorum, bu sefer kapılmayacağım umut yalanına,
güvenmekle gelirmiş aşk denilen oyuncak bir şairin lügatına
ve sen fahişe sevgilim, sen şiirlerin en güzeli olsan bile
artık kırıyorum kalemimi
sana yazdığım sonelerce anlatabilmekti belkide derdim
ve fahişem artık sana hiciv bile yazmak gelmiyor içimden..
30 Mayıs 2009 Cumartesi

Hayat tuhaf birşey.. ''Sürprizlerle dolu'' saçmalıklarına girmeyeceğim elbet. Fakat daha dün solduğuna inandığım bir yaprak bugün yeniden farklı bir ağaçta gözüme çarpıyor. Elbette solan, solduğuyla kalmıyor. Bıraktığı izler, tahribatın büyüklüğünü göstersede yeni yapraklarla bu izleri kapatabiliyorum. Ama sadece üstü kapanıyor tahrip izlerinin. Göstermelikte olsa mutluluk yalanına kapılıyor insan.
Bugün saçma ama bir okadarda heyecanlı bir gündü.. Ve aşk, bu inanmadığım kavrama izin vermeliyim belkide. Kapı aralığından baktıkça içeri odalara saklanmaya gücüm kalmadı artık. Yıkıp döküp gidecek/gideceğim belki. Ama anda gelişiyorsa herşey, yaşamak gerek..
Çekip gittiğinde ardından siktir çekmeyeceğim..
29 Mayıs 2009 Cuma
Akşamın doruk noktasına çıktığım zamanlar olur odamda. This Empty Flow'un beni alıp götürdüğü dünyalara dalmışımdır. Halvetimin tarifi ve izahı yoktur o anlarda. Neden yaptığımın, daha doğrusu neden hiç birşey yapmadığımın.. Ve işte bu anlarda yani tam Empty Flow'un tınılarına odaklanmışken bir ses parçalar sesliliği, bir çok seslilik durumu..
-Kalk biraz ders çalış ulan.
ses yoktur bu iki ses dışında. Siktir çekilmiş hayatlara özgüdür aslında bu durum. Bir siktir çekenin sesi birde müziğin sesi. Düet mi yapsalar diye düşünürken sesin sahibi bu düşüncemi kendini takmadığım yönünde algılamış olacak ki sesi daha gürleşek ve küfürleri ağzından fırlayarak üstüme yakınlaşırken görür masanın üstünde ki bildiriyi. Ses birde o bildiriler ve afişler için yükselmeye başlar. Bu sırada This Empty Flow'dan Flunk'a ya da renk değiştirip Farid Farjad'a geçilmiştir, kimi zaman Led Zeppelin olduğuda duyulmuştur. Herneyse bu bildiri ve afişlerde yazılanlar ve çizilen yıldız hoşuna gitmemiş olacak ki ses birde o afişlere ve o afişi taşıyanlara küfreder. Benden çok küfrediyor. Herneyse mevzu bu sırada farklı gelişir aslında, işin rengi değişir. Fakat ben yine aldırmadan müziğe yoğunlaşırım. Aslında bende onunla birlikte küfür etmek isterdim. Fakat ettiğimiz küfürlerin yönleri farklı olduğu için küfürsel bir düet yapamıyoruz sesle. Herneyse söve söve ha birde kapıyı çarparak çıkar odadan.
Neye, kime, niçin siktir çektiğinin yanıtları ona göre basittir. Fakat bende ki boyutu sesle biraz farklıdır. Tipik ''beni kimse anlamıyor'' sendromlarından ziyade işin iç yüzü biraz karışık. Herneyse,
ağlayarak geldiğimiz bu dünyadan,
gün gelir,
siktir edilerek gideriz algılamada sorun çıktığı an..
-Kalk biraz ders çalış ulan.
ses yoktur bu iki ses dışında. Siktir çekilmiş hayatlara özgüdür aslında bu durum. Bir siktir çekenin sesi birde müziğin sesi. Düet mi yapsalar diye düşünürken sesin sahibi bu düşüncemi kendini takmadığım yönünde algılamış olacak ki sesi daha gürleşek ve küfürleri ağzından fırlayarak üstüme yakınlaşırken görür masanın üstünde ki bildiriyi. Ses birde o bildiriler ve afişler için yükselmeye başlar. Bu sırada This Empty Flow'dan Flunk'a ya da renk değiştirip Farid Farjad'a geçilmiştir, kimi zaman Led Zeppelin olduğuda duyulmuştur. Herneyse bu bildiri ve afişlerde yazılanlar ve çizilen yıldız hoşuna gitmemiş olacak ki ses birde o afişlere ve o afişi taşıyanlara küfreder. Benden çok küfrediyor. Herneyse mevzu bu sırada farklı gelişir aslında, işin rengi değişir. Fakat ben yine aldırmadan müziğe yoğunlaşırım. Aslında bende onunla birlikte küfür etmek isterdim. Fakat ettiğimiz küfürlerin yönleri farklı olduğu için küfürsel bir düet yapamıyoruz sesle. Herneyse söve söve ha birde kapıyı çarparak çıkar odadan.
Neye, kime, niçin siktir çektiğinin yanıtları ona göre basittir. Fakat bende ki boyutu sesle biraz farklıdır. Tipik ''beni kimse anlamıyor'' sendromlarından ziyade işin iç yüzü biraz karışık. Herneyse,
ağlayarak geldiğimiz bu dünyadan,
gün gelir,
siktir edilerek gideriz algılamada sorun çıktığı an..
Bazen kaçmak istiyor insan bilinmeyen hayatlara
yaşadığı şehrin hiç gitmediği sokaklarında yürümek,
doyasıya ama saçma birşekilde herşeye gülmek.
Ağlanmışlıkları unutmak mesela bir ikindi vakti..
Tam bu dizeleri düşünürken telefonum çaldı sabahın erkan vaktinde. Hatun mesaj bırakmıştı; günaydın! Günün aydın olmasından ne anlıyordu, kimbilir ki? Herneyse, tüm bu sorularla kafamı meşgul etmek yerine bugün en asgari yaptığımız şeyleri yapmak istedim. Bir kaçamak, hayattan, insanlardan. İkimizin olduğu bir kaçamak.. Sevgili olarak mı? Hayır. Arkadaş? Hayır. İsimlendirmeden, sıfatlandırmak birgünü yaşamak istedim. Oda istemiş olacak ki kabul etti. Sokaklarda yürüdük, paramız yetmediğinden dolayı alamadığımız kıyafetlere bir sürü kusur bulduk. İnsanlara rastladık, onlar hakkında atıp tuttuk, tahminler yürüttük. Uzun süredir gitmediğimiz sokaklara saptık, arkamızda hiç kimseyi düşünmeden, merak etmeden.. Bugün diyorduk, evet bugün yalnızca ikimizin. Ne sevgililerimiz ne ana-baba ne de arkadaşlar. Hiçkimse olmayacak bugün hayatımızda. Başbaşa olacağız kimseye hesap vermeden, hesap sormadan. El ele tutuşacağız mesela, insanlar bizi sevgili sanacak ama onların ''sevgili'' kelimesinden anladıklarına güleceğiz içten kahkalarla. Ben sigara içeceğim o kızacak, sonra ikimiz birden içeceğiz. Öyle ya bugün ikimizinde ve hiçbirşeyi takmayacaktık, ölümü bile..
Öyle de oldu, istediğimiz gibi yaşadık. Yürüdük, sokaktan geçenleri kestik, saçma olan herşeyi konuştuk, mantığa ise yer vermedik. Telefon zımbırtılarını çantaya atıp duymadık, hayatı duymamazlıklıktan geldik. Kitapçıya girdik. Ben Cemal Süreya ve Oğuz Atay istedim. Onun için farketmezdi. Farketmedide. Sonra, sonra bu muhteşem günün bitimine yakın bir park kenarında oturup ona Cemal Süreya'dan birkaç mısra okudum. Saçma bir romantizm yapıyorduk ama bu hoşumuza gidiyordu. Herşey, herkes bizimdi sanki. Uydurduğumuz yalanlara birlikte inanıyorduk. Evden kaçan bir kızdı o, bense parasız kalmış evden siktir edilmiş bir serseri. Böyle uydurduk, bugünü böyle yaşadık.
Dilediğin gibi yaşamak bir günü,
günlerin en güzeline doğmak gibi sanki
ki en önemliside değilmidir dilemek, yapamasanda istemek olmayanı
ya da olanla olmayanı dilemek, olabildiğince seyrek..
teşekkürler hatun..
yaşadığı şehrin hiç gitmediği sokaklarında yürümek,
doyasıya ama saçma birşekilde herşeye gülmek.
Ağlanmışlıkları unutmak mesela bir ikindi vakti..
Tam bu dizeleri düşünürken telefonum çaldı sabahın erkan vaktinde. Hatun mesaj bırakmıştı; günaydın! Günün aydın olmasından ne anlıyordu, kimbilir ki? Herneyse, tüm bu sorularla kafamı meşgul etmek yerine bugün en asgari yaptığımız şeyleri yapmak istedim. Bir kaçamak, hayattan, insanlardan. İkimizin olduğu bir kaçamak.. Sevgili olarak mı? Hayır. Arkadaş? Hayır. İsimlendirmeden, sıfatlandırmak birgünü yaşamak istedim. Oda istemiş olacak ki kabul etti. Sokaklarda yürüdük, paramız yetmediğinden dolayı alamadığımız kıyafetlere bir sürü kusur bulduk. İnsanlara rastladık, onlar hakkında atıp tuttuk, tahminler yürüttük. Uzun süredir gitmediğimiz sokaklara saptık, arkamızda hiç kimseyi düşünmeden, merak etmeden.. Bugün diyorduk, evet bugün yalnızca ikimizin. Ne sevgililerimiz ne ana-baba ne de arkadaşlar. Hiçkimse olmayacak bugün hayatımızda. Başbaşa olacağız kimseye hesap vermeden, hesap sormadan. El ele tutuşacağız mesela, insanlar bizi sevgili sanacak ama onların ''sevgili'' kelimesinden anladıklarına güleceğiz içten kahkalarla. Ben sigara içeceğim o kızacak, sonra ikimiz birden içeceğiz. Öyle ya bugün ikimizinde ve hiçbirşeyi takmayacaktık, ölümü bile..
Öyle de oldu, istediğimiz gibi yaşadık. Yürüdük, sokaktan geçenleri kestik, saçma olan herşeyi konuştuk, mantığa ise yer vermedik. Telefon zımbırtılarını çantaya atıp duymadık, hayatı duymamazlıklıktan geldik. Kitapçıya girdik. Ben Cemal Süreya ve Oğuz Atay istedim. Onun için farketmezdi. Farketmedide. Sonra, sonra bu muhteşem günün bitimine yakın bir park kenarında oturup ona Cemal Süreya'dan birkaç mısra okudum. Saçma bir romantizm yapıyorduk ama bu hoşumuza gidiyordu. Herşey, herkes bizimdi sanki. Uydurduğumuz yalanlara birlikte inanıyorduk. Evden kaçan bir kızdı o, bense parasız kalmış evden siktir edilmiş bir serseri. Böyle uydurduk, bugünü böyle yaşadık.
Dilediğin gibi yaşamak bir günü,
günlerin en güzeline doğmak gibi sanki
ki en önemliside değilmidir dilemek, yapamasanda istemek olmayanı
ya da olanla olmayanı dilemek, olabildiğince seyrek..
teşekkürler hatun..
27 Mayıs 2009 Çarşamba
Boş boş dolaşırken bir köşelerde, yani bir nevi sarhoş olmadığım zamanlar yeni insanlar tanımayı severim. Bu ister fiziksel olarak göründüğüm hayatta olsun ister internette, farketmez. İşte tam bu noktada bloglar ama sahiden okunası bloglar oldukça memnun ediyor beni.
Bir oluşumdan bahsetmek istiyorum, tesadüfen karşılaştığım insanlardan. Henüz onlar beni tanımıyor, tanısalarda onlara bir katkı sağlanmış olurmu bilinmez. Lafı dolandırmadan onlardan bahsetmek istiyorum. Yani;
Sokak Edebiyatı Tayfası'ndan. Onları tabir etmek herkesin harcı değildir. Bende böyle bir hataya düşmem zaten. Bu yüzden onları yazdıklarıyla okumak gerekir. Ben onları tanıdığım için çok memnunum, onlar beni tanımıyor olabilir. Tanınacak bir adamda olmayabilirim bu ayrı bir konu. Fakat, onların varlığından haberdar olun.
Yeraltı edebiyatının özgür ve özgün kalemlerini okumak,dinlemek ve tanımak için;
www.sokakedebiyati.net i ziyaret edin.
Bu insanlar ne'mi yapıyor? Fanzin çıkarıyorlar, yazıyorlar, kendilerini yaşıyorlar. Ben onları seviyorum.
Bir oluşumdan bahsetmek istiyorum, tesadüfen karşılaştığım insanlardan. Henüz onlar beni tanımıyor, tanısalarda onlara bir katkı sağlanmış olurmu bilinmez. Lafı dolandırmadan onlardan bahsetmek istiyorum. Yani;
Sokak Edebiyatı Tayfası'ndan. Onları tabir etmek herkesin harcı değildir. Bende böyle bir hataya düşmem zaten. Bu yüzden onları yazdıklarıyla okumak gerekir. Ben onları tanıdığım için çok memnunum, onlar beni tanımıyor olabilir. Tanınacak bir adamda olmayabilirim bu ayrı bir konu. Fakat, onların varlığından haberdar olun.
Yeraltı edebiyatının özgür ve özgün kalemlerini okumak,dinlemek ve tanımak için;
www.sokakedebiyati.net i ziyaret edin.
Bu insanlar ne'mi yapıyor? Fanzin çıkarıyorlar, yazıyorlar, kendilerini yaşıyorlar. Ben onları seviyorum.
25 Mayıs 2009 Pazartesi
Başım çatlıyor, aslında ben öyle olmasını istiyorum belkide. Ard arda yazmak hiç adetim değildir ama bunu takmıyorum. İçimde biriken okadar zehir var ki, bir şekilde kusmam gerek. Belki bunu burada yeterince yapmayacağım ama bir nebze olsun kendimi hafifleteceğim. Mesela şimdi bir şiir yazmak gelmiyor içimden, Flunk dinleyip uyumak istiyorum. Fakat uykular okadar sersem ve yalnız ki.. Burada biraz arabeske kaçmış olabilirim, fakat durum gerçekten böyle. Yalnızlık senfonileri hiç bitmeyince -buna okadar şaşıyorum ki bunu hem istiyorum hem de nefret ediyorum- böyle arebeske kaçan cümleler kuruyor insan. Herneyse. Şuanda hastayım, bitkin ve de umutlu. Ne için mi umutlu? Ölüm olduğu için. Evet sahiden bu böyle. Yani ölüm var, hayatın her türlü berbatlığına karşı bir çıkış kapısı. Fakat ölümdede şöyle bir engel var ki çoğumuz onu Tanrı'nın yollamasını bekliyoruz. Ne yapalım, hayat zaten bekleme salonu değil mi?
ölümlü bir hayal kurup birden bire uzaklaşıyorum gerçekten
şehirler geçiyorum, terk ediyorum bir bir ıslak sokakları
arebesk cümleler kurup sigara içiyorum sürekli
ve sarhoş olana denk göğü seyrediyorum ki mutlak derinlik göktedir
ya da zırvalayıp sızıyorum bir kenara,
kendi kurduğum hayaller bile bana ihanet ediyor..
ölümlü bir hayal kurup birden bire uzaklaşıyorum gerçekten
şehirler geçiyorum, terk ediyorum bir bir ıslak sokakları
arebesk cümleler kurup sigara içiyorum sürekli
ve sarhoş olana denk göğü seyrediyorum ki mutlak derinlik göktedir
ya da zırvalayıp sızıyorum bir kenara,
kendi kurduğum hayaller bile bana ihanet ediyor..
24 Mayıs 2009 Pazar
Her zaman içtiğimde, alkol sınırını aştığımda desem daha doğru olur, bir kenara sızıp kalmaktan korkardım. Fakat bu grip öyle lanet birşey ki insanın sızıp kalmasına bile engel oluyor. Dün gece ki partide çılgınca içip güzel bir kızla dans ettikten sonra -yani gecenin sonuna doğru- beynimin içinde korkunç fikirler belirdi. Tabii ki bunu kıza belli etmeden bir yandan içmeye devam ediyordum. Eve vardığımda saat tınıları gecenin korkunç sessizliğinden faydalanarak beynime tecavüz ediyorlardı. Saate bakamadım ama tahminen 3'ü geçiyordu. Bugün erken bitirmiştik anlaşılan. 4'e doğru uyudum sanırım, İlginç olan yan şu ki saat 8'de geri nasıl uyanabildim. Aslında ilginç olan lanet gribin tamda dün gece başlaması. Sabah 8, günün en parlak zamanlarından biri. Tabii yazacak şey çok ama biraz dinç olmak lazım. O yüzden bir kahve yapıp, sigaramdan ölürcesine bir nefes çekerek gölü izmeleye karar verdim. Şu saat kaç ve ben neden bunları yazıyoum bilmiyorum. Biraz günlük gibi birşey oldu ama boşverin. Birkaç zırva işte..
23 Mayıs 2009 Cumartesi
17 Mayıs 2009 Pazar
bir sahil kasabası yalnızlığıyla yaşamak.. en zor olan hangi yöne bakmak değil mi?
herneyse, ben senden öncede yalnızdım ve şimdi
yani sen çekip gittiğinde bir eylül akşamı, ki henüz yapraklar kadar zariftin
ben bir kenarda oturmuş sigara içiyordum sokaklarla
oysa,
oysa diye başlayan cümleleri sevmezdim bir zamanlar..
herneyse, ben senden öncede yalnızdım ve şimdi
yani sen çekip gittiğinde bir eylül akşamı, ki henüz yapraklar kadar zariftin
ben bir kenarda oturmuş sigara içiyordum sokaklarla
oysa,
oysa diye başlayan cümleleri sevmezdim bir zamanlar..
15 Mayıs 2009 Cuma
11 Mayıs 2009 Pazartesi

Bir yalnızlık şiiri yazmak istiyorum şu sıralar. Üstad haklıydın; ''insan yalnız bir varlıktır'' demekle.. Fakat tüm bunları bilerek ve birazda isteyerek belkide, yeniden ve sürekli katlanmak.. Bu delilik ancak insana özgü olabilirdi zaten.. Şimdi bir sone ile mi anlatayım derdimi? Yoksa yalnızlığım kadar uçsuz bucaksız bir serbestliklemi. Özgür ve serbest fakat yalnız.. Üşüyorum üstad, hele birde uyumaya yüz tutmuş saatlerinde sana yönelmiş bir tebessüm yok ise, iliklerine kadar hissedersin havada ki anlamsız soğukluğu..
Mehtab kadar narin bir türkü tutturmuş,
kör saatlerinde bir gece vardiyasının.
yalnızlığını düşünüyor bir yandan ve nasırlaşmış parmaklarıyla
çalışıyor, çalışıyor ki aklı yalnızlık oyunlarına dalmasın
oynamadan düşlesin yalnızca ve çalışsın.
insan, yalnızlığı kadar etraflıdır..
7 Mayıs 2009 Perşembe
3 Mayıs 2009 Pazar
Sabahın bilmem kaçında, daha ayılmadan sallana sallana balkona çıkıp sigara yakmak..
Bu aralar mantığımı biraz sorgulamam gerekiyor sanırım. Bu öyle bir hal aldı ki, sanki hayatımın vazgeçilmeziymiş gibi sıkıntılı saatler geçirmeme sebep oluyor. Yani bir düş görüp üstüne sigara yakmak, sıkıntılı olup sıkıntılı yakmak, tartışıp sigara yakmak, mutlu olup sigara yakmak, aile içi geçimsizlik üzerine kafa patlatıp sigara yakmak, tamamlanmamış hikayeler,denemeler üzerinde çalışıp sigara yakmak.. Birgün kendimi yakacağım sanırım..
Bu meretin sonu gelmeyecek gibi görünüyor. Bir bu blog olayı var kafamı meşgul eden. Ne çok şey var beni meşgul eden. Aslında şöyle bir meşguliyet bu. Ben bu sayfa ile yetinebiliyorum. Dostum Burak sabahın o sersem saatlerinde kalkıp birkaç işini bitirdikten sonra pazar keyfi yaparken benim tacizimle selam verdi. Sonra yavaş yavaş kendi alanadımı almak fikrini kanıma işlemeye başladı.
- Lan oğlum bir tane alanadı alıp orda yazsana.
Bir sürü kafa patlatıp şimdilik bir sonuca ulaşamamazlık krizinden sonra, onu biraz rahat bırakmaya karar verdim. Yoksa küfrü basması olasıydı.
Gündelik hayatın sıradanlığını ve bugün yapacağım işleri biraz gözden geçirdikten sonra,
-Oha lan bugün pazar hiç işim yokki!
gibi bir cümle kurduğumu anımsıyorum.. Evet elime kahvemi alıp leptopumu yanıma alıp yeni keşiflerimizden Bandista'yı dinliyorum. Bir yandanda eksik yazınları tamamlamak gerekiyor. Bakalım bugün hayatta ne gibi bir sürpriz olacak. Belkide yine o sıkıcı, boktan günlerden biridir. Henüz saat erken, umutsuzluğa kapılmamak gerekiyor..
Bu aralar mantığımı biraz sorgulamam gerekiyor sanırım. Bu öyle bir hal aldı ki, sanki hayatımın vazgeçilmeziymiş gibi sıkıntılı saatler geçirmeme sebep oluyor. Yani bir düş görüp üstüne sigara yakmak, sıkıntılı olup sıkıntılı yakmak, tartışıp sigara yakmak, mutlu olup sigara yakmak, aile içi geçimsizlik üzerine kafa patlatıp sigara yakmak, tamamlanmamış hikayeler,denemeler üzerinde çalışıp sigara yakmak.. Birgün kendimi yakacağım sanırım..
Bu meretin sonu gelmeyecek gibi görünüyor. Bir bu blog olayı var kafamı meşgul eden. Ne çok şey var beni meşgul eden. Aslında şöyle bir meşguliyet bu. Ben bu sayfa ile yetinebiliyorum. Dostum Burak sabahın o sersem saatlerinde kalkıp birkaç işini bitirdikten sonra pazar keyfi yaparken benim tacizimle selam verdi. Sonra yavaş yavaş kendi alanadımı almak fikrini kanıma işlemeye başladı.
- Lan oğlum bir tane alanadı alıp orda yazsana.
Bir sürü kafa patlatıp şimdilik bir sonuca ulaşamamazlık krizinden sonra, onu biraz rahat bırakmaya karar verdim. Yoksa küfrü basması olasıydı.
Gündelik hayatın sıradanlığını ve bugün yapacağım işleri biraz gözden geçirdikten sonra,
-Oha lan bugün pazar hiç işim yokki!
gibi bir cümle kurduğumu anımsıyorum.. Evet elime kahvemi alıp leptopumu yanıma alıp yeni keşiflerimizden Bandista'yı dinliyorum. Bir yandanda eksik yazınları tamamlamak gerekiyor. Bakalım bugün hayatta ne gibi bir sürpriz olacak. Belkide yine o sıkıcı, boktan günlerden biridir. Henüz saat erken, umutsuzluğa kapılmamak gerekiyor..
2 Mayıs 2009 Cumartesi
Akşamdan kalma bir sabaha günaydın demek pek hoş oluyor doğrusu. Ferfecire doğru ağır aksak adımlarla ilerlerken afili cümleler kurmak içimden geçmedi. Akşam fazla kaçırmışız. Kaç promil oldu hatırlamıyorum. Ama o herkes bir odaya sızdıktan sonra, salonda ışığı kapatıp bir yandan ağır ağır çalan Farid Farjad'a kulak verdiğimi ve bir duble daha doldurduğumu hatırlıyorumda..
Büyük keyif almıştım doğrusu dün gece. Şimdi ise başımda buruk bir ağrı var. Olsun bu etkiyi seviyorum. Sabahın ilk ışıklarında sersemleyerek yaktığım sigara ve hala çalmakta olan Farid Farjad.. Bu adama bayılıyorum. Ağlatıyor resmen kemanı..
Şimdi,
kendime gelmem için en fazla 2 saatim var. Sonra gündelik hayata geri dönmek ve yapılması gereken birçok şey.. Ne çok şey var. Yavaş yavaş yol alsam iyi olacak sanırım. Buda böylesi bir girdi olsun şu yazdığım defterime..
Büyük keyif almıştım doğrusu dün gece. Şimdi ise başımda buruk bir ağrı var. Olsun bu etkiyi seviyorum. Sabahın ilk ışıklarında sersemleyerek yaktığım sigara ve hala çalmakta olan Farid Farjad.. Bu adama bayılıyorum. Ağlatıyor resmen kemanı..
Şimdi,
kendime gelmem için en fazla 2 saatim var. Sonra gündelik hayata geri dönmek ve yapılması gereken birçok şey.. Ne çok şey var. Yavaş yavaş yol alsam iyi olacak sanırım. Buda böylesi bir girdi olsun şu yazdığım defterime..
1 Mayıs 2009 Cuma
Hergüne farklı bir yalnızlık,bir roman okuyorsun ve karşıma geçip
ağlıyorsun
ağlamak güzeldir sevgili fakat
bir yalnıza, yalnızlığın için ağlıyorsun
belki fikrince seni en iyi anlayan ben,
ya ben
ben ki yalnızlık üzerine binlerce roman yazabilecek
ki bir okadar yalnızlıkla sarmaşdolaş
sana nasıl yardım edebilirim?
üç beş afili cümle ile şiirler yazabilirim sana
ki zaten sana yapabileceğimin en iyisi belkide budur
seni ne kadar çok sevdiğimi anlatan binlerce benzetme
kanarmısın tüm bunlara
insan yalnızdır işte ve karşımdayken, böyle suskun, böyle konuşarak
yalnızlığını anlatmaya çalışıyorsun ya
komik oluyorsun sevgilim
unutma insan hep yalnızdı
ve yalnız ölecek..
yalnızlığını paylaşmamı istiyorsun ya
ben yüzyıllık yalnızlığı boynumda taşırken..
29 Nisan 2009 Çarşamba
Gel gör beni beni..
Sabahın kör saatinde uyanıp, bitmiş parfüme abanıp umutsuzca başıma önüme eğip yola çıkmak.. Monoton hayat diye ben buna derim. Takılmamış gravat, üst düğmeleri vurulmayan gömlek ve hep kuralların aksine giyilen keten pantolon.. İsyan mı? Sonucuna baktığımda bu isyanın başarısız olduğunu kabul etmem gerekiyor.
Sayın hocam! Mezun olmamıza 2 hafta kalmış. (en fazla iki hafta daha giderim)
şimdi geçmişsin sabahın kör ayazında,
ağzında anlaşılmayan kelimelerle sövüp sayıyorsun
ki eminim akşam hanımdan yediğin fırçanın acısını benden çıkarıyorsun
herneyse
ayağımda ki bez parçasımı sana,sistemine isyan etmek oluyor.
Bırak ya..
birde tükürmeden konuşursak hocam daha güzel olur. Sabah sabah çekilmiyor o iğrenç nefes kokunla harmanlaşmış tükürüklerin..
Sabahın kör saatinde uyanıp, bitmiş parfüme abanıp umutsuzca başıma önüme eğip yola çıkmak.. Monoton hayat diye ben buna derim. Takılmamış gravat, üst düğmeleri vurulmayan gömlek ve hep kuralların aksine giyilen keten pantolon.. İsyan mı? Sonucuna baktığımda bu isyanın başarısız olduğunu kabul etmem gerekiyor.
Sayın hocam! Mezun olmamıza 2 hafta kalmış. (en fazla iki hafta daha giderim)
şimdi geçmişsin sabahın kör ayazında,
ağzında anlaşılmayan kelimelerle sövüp sayıyorsun
ki eminim akşam hanımdan yediğin fırçanın acısını benden çıkarıyorsun
herneyse
ayağımda ki bez parçasımı sana,sistemine isyan etmek oluyor.
Bırak ya..
birde tükürmeden konuşursak hocam daha güzel olur. Sabah sabah çekilmiyor o iğrenç nefes kokunla harmanlaşmış tükürüklerin..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

.jpg)