Sıçrayarak uyandım sabah. Midemde ki boşluk ve yalnızlık dürtüsü arasında sersem sersem gidiyordu hafızam. Balkonun ince demirlerinde çınlayan sesiyle yağmur damlaları karşıladı bu sabah. Tuhaf ve güzeldi. Bu mevsimde gecesi sıcaktan yatılmaz bir şehirde sonbahara uyanmıştım. Geçiş süresi olmadan hemde, birden, aniden ve hesapsızca. Aslında bu durumdan şikayetçi değilim. Sonbaharı seviyorum ve sonbaharda yaşamışımdır geçmişin en güzel anlarını. Yaz mevsimi belkide bana göre belki de değil, fakat sonbahar kesinlikle bana göre.
Yatağımda doğrulup dışarı seyretmeye koyuldum, keyifliydi. Sokaklar ıslak ve kimsesizdi. Sabahın körüydü, normaldi. Başucumda ki masanın üzerinde duran ağzı açık paketten bir sigara alıp yaktım. Şimdi, bu saatte göl tüm ihtişamıyla karşımdaydı. Üzerine çarpan ve halkalar çizerek kaybolan yağmur tanelerini izliyordum.
Mahşerin en iyi üçlüsü olduğumuza kanaat getirdim; Ben, sigara ve göl.
Hava, geceyi anımsatan bir renkteydi şimdi. İşte bu mevsimi, havanın bu kapalılığını seviyorum. Gelen gideni aratır derler, saçmalık! Sonbahar asla diğer mevsimleri aratmaz.
Gölü seyrettikçe uykumumun ağır ağır beni terkettiğini anladım. Yataktan kalkmak içimden gelmiyordu doğrusu ama uykum yoktu artık. Sigaramda bir iki nefeslik daha ömür kalmıştı. Türlü düşüncelere ittim uyuşmuş zihnimi.
Sonbahar diyordum, evet sonbahar hakkında bir şiir yazmalıyım belkide. Lügatım kendini zorlamaya başlamıştı bile. Aklımın içinden kelimeler ona mütakip cümleler geçmey başlamıştı. Bir ara kalkıp kağıt kalem almalıydım. Yapmadım, o an aklımdan geçenleri yazmadım. Bir şair hep başkaları içinmi yazar? Bu zihnimde beliren şiirde sonbaharla benim şiirim olsun istedim.
Yağmur durmaya başlamıştı, göl sakinleşmişti ve ben yalnız bir noktaya odaklanmıştım. Telefon, televizyon ve diğer zımbırtılar hepsi kapalıydı. Bir tek plaktan Edith Piaf'ın o harika sesi geliyordu; Les Amants de Paris diyordu..
13 Eylül 2009 Pazar
28 Ağustos 2009 Cuma
-Sana bir hikaye anlatayım mı?
-Neden?
-Bilmem, belkide hikayede tanıdık birine rastlarsın diye.. Ben hep rastlarım..
Karşısında oturan bu kızıl saçlı kızı daha dikkatli süzmeye başladı. Konuşmadan, bakışlarıyla anlaşmak niyetinde değildi elbet. Yalnızca gözlerinde birşeyler bulabilme umuduydu. Öyle ya, düşünceler önce gözlerde yansırdı. Fakat onun gözlerine yansıyan hiçbirşey yoktu ortada. Çünkü; kendisi yüzünden, hayatı yüzünden ne bir düş ne de yaşanılacak birkaç zaman dilimi kalmıştı onda.
Yazılacak daha fazla şey yoktu artık. En azından susmayı bilmeli insan. Evet evet, bu edebi zırvalıkları daha fazla devam ettirmek niyetinde değildi.
Masadan kalkıp yürümeye başladı. Kendisine yaklaşan garsona, saygısına karşılık bahşiş ve masa ücretini verdi. Dışarda bıçak gibi bir rüzgar ve rüzgara eşlik eden hafif bir yağmur vardı. Yürürken arkasına bakmadı, hiç bakmamıştı. Masada bıraktığının belkide ömrünün bedeli olduğunun farkında değildi..
-Neden?
-Bilmem, belkide hikayede tanıdık birine rastlarsın diye.. Ben hep rastlarım..
Karşısında oturan bu kızıl saçlı kızı daha dikkatli süzmeye başladı. Konuşmadan, bakışlarıyla anlaşmak niyetinde değildi elbet. Yalnızca gözlerinde birşeyler bulabilme umuduydu. Öyle ya, düşünceler önce gözlerde yansırdı. Fakat onun gözlerine yansıyan hiçbirşey yoktu ortada. Çünkü; kendisi yüzünden, hayatı yüzünden ne bir düş ne de yaşanılacak birkaç zaman dilimi kalmıştı onda.
Yazılacak daha fazla şey yoktu artık. En azından susmayı bilmeli insan. Evet evet, bu edebi zırvalıkları daha fazla devam ettirmek niyetinde değildi.
Masadan kalkıp yürümeye başladı. Kendisine yaklaşan garsona, saygısına karşılık bahşiş ve masa ücretini verdi. Dışarda bıçak gibi bir rüzgar ve rüzgara eşlik eden hafif bir yağmur vardı. Yürürken arkasına bakmadı, hiç bakmamıştı. Masada bıraktığının belkide ömrünün bedeli olduğunun farkında değildi..
18 Ağustos 2009 Salı
Gayet Yalnız..
Uzunca bir zaman dilimiydi bu aralık.
Gözlerimin takıldığı yere doğru adımlar atmak istedim. Bu mümkündü. Çünkü saatle aramda yalnızca birkaç adım vardı. İlerleyen her saniyede bir adım daha geriye gitmek de bir seçenekti elbet. Fakat, herneyse.. Bazı anlar oluyor ki insan, nerede kaldığını unuturak birazda, baştan başlamak istiyor herşeye. Öyle olmuyor işte sevgilim. Sana hitap etmek saçmalık oluyor genelde. Yoksun, sıradan cümlelerle sana seslenmekte içimden gelmiyor. Fakat en sanatlı söyleyişlerde bile sensizliği tadıyorum. Çözüm aramakda ahmaklık bu tip durumlarda. Yalnızca sıradanlığı yaşamak, içmek, yemek ve ölmek. Belkide yalnızlığa en büyük çözüm budur. Veyahut yalnızca kendimi kandırıyorumdur çünkü bu durumlar yalnızlığın bir getirisi. İşte gördüğün gibi, herşey karmaşık. Hayatımda ki en büyük şey ise şu sıralar; çelişki. Çelişki içerikli hareketler ve düşüncelerle olduğum yere yapışıyorum. Bir bakıyorum sigarada bitmiş. Birde dumansızlığa ağıt yakıyorum o zaman.
Afili sözler kullanarak yalnızlığı anlatmakda yetersizdir belki. Kahretsin! Yine aynı şeyi yapıyorum işte; kendi iç sesimi yansıtıyorum satırlarıma. Belkide daha somut şeyler anlatmalıyım. Onuda deneyeceğim. Seni bulana dek, hiç sıkılmadan, tüm edebi türleri tüm farklı şekilleriyle ve artık insanları bıktırana dek yazacağım. Benden bıktıkları anda bir küfür savurup intihar edeceğim belkide. Ama diyorum ya herşekilde yazacağım. İnanıyorum ki yazmazsam sana kavuşamam. Yani bu bir paradoks. Neden mi sevgilim? Sana hiç kavuşamayacağını bile bile seni yazmak bir kısır döngü. Evet, sahiden.
İşte bu noktada, tam burada beni ölü bulacaklar. Artık kokmaya başlayan bedenimi bir mezara koyacaklar, benden hiç haber alamayacaklarını düşünerek. Halbuki, satır aralarından el sallıyor olacağım onlara..
Gözlerimin takıldığı yere doğru adımlar atmak istedim. Bu mümkündü. Çünkü saatle aramda yalnızca birkaç adım vardı. İlerleyen her saniyede bir adım daha geriye gitmek de bir seçenekti elbet. Fakat, herneyse.. Bazı anlar oluyor ki insan, nerede kaldığını unuturak birazda, baştan başlamak istiyor herşeye. Öyle olmuyor işte sevgilim. Sana hitap etmek saçmalık oluyor genelde. Yoksun, sıradan cümlelerle sana seslenmekte içimden gelmiyor. Fakat en sanatlı söyleyişlerde bile sensizliği tadıyorum. Çözüm aramakda ahmaklık bu tip durumlarda. Yalnızca sıradanlığı yaşamak, içmek, yemek ve ölmek. Belkide yalnızlığa en büyük çözüm budur. Veyahut yalnızca kendimi kandırıyorumdur çünkü bu durumlar yalnızlığın bir getirisi. İşte gördüğün gibi, herşey karmaşık. Hayatımda ki en büyük şey ise şu sıralar; çelişki. Çelişki içerikli hareketler ve düşüncelerle olduğum yere yapışıyorum. Bir bakıyorum sigarada bitmiş. Birde dumansızlığa ağıt yakıyorum o zaman.
Afili sözler kullanarak yalnızlığı anlatmakda yetersizdir belki. Kahretsin! Yine aynı şeyi yapıyorum işte; kendi iç sesimi yansıtıyorum satırlarıma. Belkide daha somut şeyler anlatmalıyım. Onuda deneyeceğim. Seni bulana dek, hiç sıkılmadan, tüm edebi türleri tüm farklı şekilleriyle ve artık insanları bıktırana dek yazacağım. Benden bıktıkları anda bir küfür savurup intihar edeceğim belkide. Ama diyorum ya herşekilde yazacağım. İnanıyorum ki yazmazsam sana kavuşamam. Yani bu bir paradoks. Neden mi sevgilim? Sana hiç kavuşamayacağını bile bile seni yazmak bir kısır döngü. Evet, sahiden.
İşte bu noktada, tam burada beni ölü bulacaklar. Artık kokmaya başlayan bedenimi bir mezara koyacaklar, benden hiç haber alamayacaklarını düşünerek. Halbuki, satır aralarından el sallıyor olacağım onlara..
24 Temmuz 2009 Cuma
Ve gelen e-posta bana Devics'i öğretti.
Böylesi tesadüfler bazen müthiş sonuçlar doğurur. Teşekkürler fotoğrafçı. Fotoğrafçı'dan bir çok şey öğrenmek mümkün. Önemli olan, gerçek olan; ''onu ulaşılamaz bir rockstar, özel hayatını deşifre eden bir kız'' olarak görme saçmalığından kurtulmak.
Devics bir harika. Denali'de öyle.
Devics bir harika. Denali'de öyle.
13 Haziran 2009 Cumartesi
BİR RÜZGAR EDASIYLA GEÇTİ
Partiden çıkmış, güneşin yakıcı sıcaklığının gözlerimi kavurmasını engellemek için güneş gözlüklerimi taktım. Ara sokaklardan birine daldığımda kafamın içinde partide verilen yeni bildirileri tartıyordum. Yeni yasalara getirilen yorumlar, partinin karşı çıktığı noktalar ve kapitalizmin mutlak karşıtlığı.. Bugün okadar çok tartışma ve tartma mevzularına karıştım ki başım çatlayacak gibiydi. Şuan tek istediğim evime gidip, kanepeye uzanmak ve bilgisayardan gelen notalara ayak parmaklarımla eşlik etmek. Gazipaşanın eski fakat bir okadar güzel sokaklarından birinde, o nezih kaldırımlarda sosyalist düşünceleri tartarak yürürken ve yorgunluktan ölerek yığılmayı düşünürken O'na rastlamak.. İşte bu fikir; eğer daha önce birisi söyleseydi eminim ki bunu söyleyenin çılgın olduğunu düşünürdüm. Sahidende yıllar sonra onunla bu şehirde, bu şekilde karşılaşmak..
Yavaşça ilerliyordu. Gözlerinin içine baktığımda -ki henüz beni tanıyamamıştı- şaşkın bir ifade gördüm. Gözlüklerimi ağır bir hamleyle çıkardım. Sanırım tanımaya başlamıştı ki gözlerindeki şaşkınlık yerini sevinçle karışık bir hüzne bıraktı. Artık aramızda bir nefeslik yer kalmıştı. Nefesi nefesime çarpıp havaya karışıyordu. Sonra tokadı geçirdi suratıma. Haklıydı, haksızdım. Suratımı çevirdim. Yine herzaman ki gibi militanca baktı gözlerime. Böyle isyankar, böyle coşkun böyle havaya süzülen element bakışlarıyla.. Sonra dökülen suratımı toparlamak istercesine elini yanaklarımda gezdirdi. Dudağıma isyankar bir öpücük kondurdu ve geldiği yönün aksine yürümeye başladı. Sanki bu güneşin parlaklığına ve sıcaklığına inat yağmur biniyordu tepemize. Sanki ayaza tutulmuştuk. Ardından yürüyemedim tekrar, yalnızca gözlerim dikildi mağrur adımlarına. Ara sokaklardan birine daldı, gözlerden kayboldu. Tıpkı, geldiği gibi gitti.
Yani; bir rüzgar edasıyla geçti..
Partiden çıkmış, güneşin yakıcı sıcaklığının gözlerimi kavurmasını engellemek için güneş gözlüklerimi taktım. Ara sokaklardan birine daldığımda kafamın içinde partide verilen yeni bildirileri tartıyordum. Yeni yasalara getirilen yorumlar, partinin karşı çıktığı noktalar ve kapitalizmin mutlak karşıtlığı.. Bugün okadar çok tartışma ve tartma mevzularına karıştım ki başım çatlayacak gibiydi. Şuan tek istediğim evime gidip, kanepeye uzanmak ve bilgisayardan gelen notalara ayak parmaklarımla eşlik etmek. Gazipaşanın eski fakat bir okadar güzel sokaklarından birinde, o nezih kaldırımlarda sosyalist düşünceleri tartarak yürürken ve yorgunluktan ölerek yığılmayı düşünürken O'na rastlamak.. İşte bu fikir; eğer daha önce birisi söyleseydi eminim ki bunu söyleyenin çılgın olduğunu düşünürdüm. Sahidende yıllar sonra onunla bu şehirde, bu şekilde karşılaşmak..
Yavaşça ilerliyordu. Gözlerinin içine baktığımda -ki henüz beni tanıyamamıştı- şaşkın bir ifade gördüm. Gözlüklerimi ağır bir hamleyle çıkardım. Sanırım tanımaya başlamıştı ki gözlerindeki şaşkınlık yerini sevinçle karışık bir hüzne bıraktı. Artık aramızda bir nefeslik yer kalmıştı. Nefesi nefesime çarpıp havaya karışıyordu. Sonra tokadı geçirdi suratıma. Haklıydı, haksızdım. Suratımı çevirdim. Yine herzaman ki gibi militanca baktı gözlerime. Böyle isyankar, böyle coşkun böyle havaya süzülen element bakışlarıyla.. Sonra dökülen suratımı toparlamak istercesine elini yanaklarımda gezdirdi. Dudağıma isyankar bir öpücük kondurdu ve geldiği yönün aksine yürümeye başladı. Sanki bu güneşin parlaklığına ve sıcaklığına inat yağmur biniyordu tepemize. Sanki ayaza tutulmuştuk. Ardından yürüyemedim tekrar, yalnızca gözlerim dikildi mağrur adımlarına. Ara sokaklardan birine daldı, gözlerden kayboldu. Tıpkı, geldiği gibi gitti.
Yani; bir rüzgar edasıyla geçti..
12 Haziran 2009 Cuma
6 Haziran 2009 Cumartesi
Henüz vakit erken uyumak için sevgilim,
kalk ve esen rüzgara kulak ver benden uzak diyarlarda
yok, henüz dökmeye başlamadım gözyaşlarımı, vakit erken
klarinetten gelen her tınıda sayıklamaya devam ediyorum adını
o halde unutmamışım henüz, yitik kalmaya yeni başlamışım
henüz vakit erken uyumak için sevgilim,
seni anlatmaksa tüm kelimeleri özenle seçerek bir şarkıda
ve her bir tınının bitiminde gözlerinse beni öldüren
yok, henüz ölümüm gerçekleşmedi sevgilim,vakit erken
duvarlarda yankılanıyorsa sensizlik denizinin dalgaları
yakamozsa bakışlarını anlatan bana, henüz doğmamışımdır sevgili
henüz vakit erken sevgilim, senden ayrı kalmak için..
kalk ve esen rüzgara kulak ver benden uzak diyarlarda
yok, henüz dökmeye başlamadım gözyaşlarımı, vakit erken
klarinetten gelen her tınıda sayıklamaya devam ediyorum adını
o halde unutmamışım henüz, yitik kalmaya yeni başlamışım
henüz vakit erken uyumak için sevgilim,
seni anlatmaksa tüm kelimeleri özenle seçerek bir şarkıda
ve her bir tınının bitiminde gözlerinse beni öldüren
yok, henüz ölümüm gerçekleşmedi sevgilim,vakit erken
duvarlarda yankılanıyorsa sensizlik denizinin dalgaları
yakamozsa bakışlarını anlatan bana, henüz doğmamışımdır sevgili
henüz vakit erken sevgilim, senden ayrı kalmak için..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
.jpg)