30 Mayıs 2009 Cumartesi


Hayat tuhaf birşey.. ''Sürprizlerle dolu'' saçmalıklarına girmeyeceğim elbet. Fakat daha dün solduğuna inandığım bir yaprak bugün yeniden farklı bir ağaçta gözüme çarpıyor. Elbette solan, solduğuyla kalmıyor. Bıraktığı izler, tahribatın büyüklüğünü göstersede yeni yapraklarla bu izleri kapatabiliyorum. Ama sadece üstü kapanıyor tahrip izlerinin. Göstermelikte olsa mutluluk yalanına kapılıyor insan.

Bugün saçma ama bir okadarda heyecanlı bir gündü.. Ve aşk, bu inanmadığım kavrama izin vermeliyim belkide. Kapı aralığından baktıkça içeri odalara saklanmaya gücüm kalmadı artık. Yıkıp döküp gidecek/gideceğim belki. Ama anda gelişiyorsa herşey, yaşamak gerek..

Çekip gittiğinde ardından siktir çekmeyeceğim..

29 Mayıs 2009 Cuma

Akşamın doruk noktasına çıktığım zamanlar olur odamda. This Empty Flow'un beni alıp götürdüğü dünyalara dalmışımdır. Halvetimin tarifi ve izahı yoktur o anlarda. Neden yaptığımın, daha doğrusu neden hiç birşey yapmadığımın.. Ve işte bu anlarda yani tam Empty Flow'un tınılarına odaklanmışken bir ses parçalar sesliliği, bir çok seslilik durumu..

-Kalk biraz ders çalış ulan.

ses yoktur bu iki ses dışında. Siktir çekilmiş hayatlara özgüdür aslında bu durum. Bir siktir çekenin sesi birde müziğin sesi. Düet mi yapsalar diye düşünürken sesin sahibi bu düşüncemi kendini takmadığım yönünde algılamış olacak ki sesi daha gürleşek ve küfürleri ağzından fırlayarak üstüme yakınlaşırken görür masanın üstünde ki bildiriyi. Ses birde o bildiriler ve afişler için yükselmeye başlar. Bu sırada This Empty Flow'dan Flunk'a ya da renk değiştirip Farid Farjad'a geçilmiştir, kimi zaman Led Zeppelin olduğuda duyulmuştur. Herneyse bu bildiri ve afişlerde yazılanlar ve çizilen yıldız hoşuna gitmemiş olacak ki ses birde o afişlere ve o afişi taşıyanlara küfreder. Benden çok küfrediyor. Herneyse mevzu bu sırada farklı gelişir aslında, işin rengi değişir. Fakat ben yine aldırmadan müziğe yoğunlaşırım. Aslında bende onunla birlikte küfür etmek isterdim. Fakat ettiğimiz küfürlerin yönleri farklı olduğu için küfürsel bir düet yapamıyoruz sesle. Herneyse söve söve ha birde kapıyı çarparak çıkar odadan.

Neye, kime, niçin siktir çektiğinin yanıtları ona göre basittir. Fakat bende ki boyutu sesle biraz farklıdır. Tipik ''beni kimse anlamıyor'' sendromlarından ziyade işin iç yüzü biraz karışık. Herneyse,

ağlayarak geldiğimiz bu dünyadan,
gün gelir,
siktir edilerek gideriz algılamada sorun çıktığı an..
Bazen kaçmak istiyor insan bilinmeyen hayatlara
yaşadığı şehrin hiç gitmediği sokaklarında yürümek,
doyasıya ama saçma birşekilde herşeye gülmek.
Ağlanmışlıkları unutmak mesela bir ikindi vakti..

Tam bu dizeleri düşünürken telefonum çaldı sabahın erkan vaktinde. Hatun mesaj bırakmıştı; günaydın! Günün aydın olmasından ne anlıyordu, kimbilir ki? Herneyse, tüm bu sorularla kafamı meşgul etmek yerine bugün en asgari yaptığımız şeyleri yapmak istedim. Bir kaçamak, hayattan, insanlardan. İkimizin olduğu bir kaçamak.. Sevgili olarak mı? Hayır. Arkadaş? Hayır. İsimlendirmeden, sıfatlandırmak birgünü yaşamak istedim. Oda istemiş olacak ki kabul etti. Sokaklarda yürüdük, paramız yetmediğinden dolayı alamadığımız kıyafetlere bir sürü kusur bulduk. İnsanlara rastladık, onlar hakkında atıp tuttuk, tahminler yürüttük. Uzun süredir gitmediğimiz sokaklara saptık, arkamızda hiç kimseyi düşünmeden, merak etmeden.. Bugün diyorduk, evet bugün yalnızca ikimizin. Ne sevgililerimiz ne ana-baba ne de arkadaşlar. Hiçkimse olmayacak bugün hayatımızda. Başbaşa olacağız kimseye hesap vermeden, hesap sormadan. El ele tutuşacağız mesela, insanlar bizi sevgili sanacak ama onların ''sevgili'' kelimesinden anladıklarına güleceğiz içten kahkalarla. Ben sigara içeceğim o kızacak, sonra ikimiz birden içeceğiz. Öyle ya bugün ikimizinde ve hiçbirşeyi takmayacaktık, ölümü bile..

Öyle de oldu, istediğimiz gibi yaşadık. Yürüdük, sokaktan geçenleri kestik, saçma olan herşeyi konuştuk, mantığa ise yer vermedik. Telefon zımbırtılarını çantaya atıp duymadık, hayatı duymamazlıklıktan geldik. Kitapçıya girdik. Ben Cemal Süreya ve Oğuz Atay istedim. Onun için farketmezdi. Farketmedide. Sonra, sonra bu muhteşem günün bitimine yakın bir park kenarında oturup ona Cemal Süreya'dan birkaç mısra okudum. Saçma bir romantizm yapıyorduk ama bu hoşumuza gidiyordu. Herşey, herkes bizimdi sanki. Uydurduğumuz yalanlara birlikte inanıyorduk. Evden kaçan bir kızdı o, bense parasız kalmış evden siktir edilmiş bir serseri. Böyle uydurduk, bugünü böyle yaşadık.

Dilediğin gibi yaşamak bir günü,
günlerin en güzeline doğmak gibi sanki
ki en önemliside değilmidir dilemek, yapamasanda istemek olmayanı
ya da olanla olmayanı dilemek, olabildiğince seyrek..

teşekkürler hatun..

27 Mayıs 2009 Çarşamba

Boş boş dolaşırken bir köşelerde, yani bir nevi sarhoş olmadığım zamanlar yeni insanlar tanımayı severim. Bu ister fiziksel olarak göründüğüm hayatta olsun ister internette, farketmez. İşte tam bu noktada bloglar ama sahiden okunası bloglar oldukça memnun ediyor beni.

Bir oluşumdan bahsetmek istiyorum, tesadüfen karşılaştığım insanlardan. Henüz onlar beni tanımıyor, tanısalarda onlara bir katkı sağlanmış olurmu bilinmez. Lafı dolandırmadan onlardan bahsetmek istiyorum. Yani;

Sokak Edebiyatı Tayfası'ndan. Onları tabir etmek herkesin harcı değildir. Bende böyle bir hataya düşmem zaten. Bu yüzden onları yazdıklarıyla okumak gerekir. Ben onları tanıdığım için çok memnunum, onlar beni tanımıyor olabilir. Tanınacak bir adamda olmayabilirim bu ayrı bir konu. Fakat, onların varlığından haberdar olun.

Yeraltı edebiyatının özgür ve özgün kalemlerini okumak,dinlemek ve tanımak için;

www.sokakedebiyati.net i ziyaret edin.

Bu insanlar ne'mi yapıyor? Fanzin çıkarıyorlar, yazıyorlar, kendilerini yaşıyorlar. Ben onları seviyorum.

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Başım çatlıyor, aslında ben öyle olmasını istiyorum belkide. Ard arda yazmak hiç adetim değildir ama bunu takmıyorum. İçimde biriken okadar zehir var ki, bir şekilde kusmam gerek. Belki bunu burada yeterince yapmayacağım ama bir nebze olsun kendimi hafifleteceğim. Mesela şimdi bir şiir yazmak gelmiyor içimden, Flunk dinleyip uyumak istiyorum. Fakat uykular okadar sersem ve yalnız ki.. Burada biraz arabeske kaçmış olabilirim, fakat durum gerçekten böyle. Yalnızlık senfonileri hiç bitmeyince -buna okadar şaşıyorum ki bunu hem istiyorum hem de nefret ediyorum- böyle arebeske kaçan cümleler kuruyor insan. Herneyse. Şuanda hastayım, bitkin ve de umutlu. Ne için mi umutlu? Ölüm olduğu için. Evet sahiden bu böyle. Yani ölüm var, hayatın her türlü berbatlığına karşı bir çıkış kapısı. Fakat ölümdede şöyle bir engel var ki çoğumuz onu Tanrı'nın yollamasını bekliyoruz. Ne yapalım, hayat zaten bekleme salonu değil mi?

ölümlü bir hayal kurup birden bire uzaklaşıyorum gerçekten
şehirler geçiyorum, terk ediyorum bir bir ıslak sokakları
arebesk cümleler kurup sigara içiyorum sürekli
ve sarhoş olana denk göğü seyrediyorum ki mutlak derinlik göktedir
ya da zırvalayıp sızıyorum bir kenara,

kendi kurduğum hayaller bile bana ihanet ediyor..

24 Mayıs 2009 Pazar

Her zaman içtiğimde, alkol sınırını aştığımda desem daha doğru olur, bir kenara sızıp kalmaktan korkardım. Fakat bu grip öyle lanet birşey ki insanın sızıp kalmasına bile engel oluyor. Dün gece ki partide çılgınca içip güzel bir kızla dans ettikten sonra -yani gecenin sonuna doğru- beynimin içinde korkunç fikirler belirdi. Tabii ki bunu kıza belli etmeden bir yandan içmeye devam ediyordum. Eve vardığımda saat tınıları gecenin korkunç sessizliğinden faydalanarak beynime tecavüz ediyorlardı. Saate bakamadım ama tahminen 3'ü geçiyordu. Bugün erken bitirmiştik anlaşılan. 4'e doğru uyudum sanırım, İlginç olan yan şu ki saat 8'de geri nasıl uyanabildim. Aslında ilginç olan lanet gribin tamda dün gece başlaması. Sabah 8, günün en parlak zamanlarından biri. Tabii yazacak şey çok ama biraz dinç olmak lazım. O yüzden bir kahve yapıp, sigaramdan ölürcesine bir nefes çekerek gölü izmeleye karar verdim. Şu saat kaç ve ben neden bunları yazıyoum bilmiyorum. Biraz günlük gibi birşey oldu ama boşverin. Birkaç zırva işte..

23 Mayıs 2009 Cumartesi

Gecenin kör saatinde eldivenlerine bakarak
bir iç çeker mehtabın görünmediği yerlerde
öyle bir hal ki yalnız kafasında tek düşünce
çalışmak çalışmak, bir makine gibi kendini sarsarak

17 Mayıs 2009 Pazar

bir sahil kasabası yalnızlığıyla yaşamak.. en zor olan hangi yöne bakmak değil mi?
herneyse, ben senden öncede yalnızdım ve şimdi
yani sen çekip gittiğinde bir eylül akşamı, ki henüz yapraklar kadar zariftin
ben bir kenarda oturmuş sigara içiyordum sokaklarla

oysa,
oysa diye başlayan cümleleri sevmezdim bir zamanlar..

15 Mayıs 2009 Cuma

hayatınıza göre değilim. bunun için üzülme.

11 Mayıs 2009 Pazartesi


Bir yalnızlık şiiri yazmak istiyorum şu sıralar. Üstad haklıydın; ''insan yalnız bir varlıktır'' demekle.. Fakat tüm bunları bilerek ve birazda isteyerek belkide, yeniden ve sürekli katlanmak.. Bu delilik ancak insana özgü olabilirdi zaten.. Şimdi bir sone ile mi anlatayım derdimi? Yoksa yalnızlığım kadar uçsuz bucaksız bir serbestliklemi. Özgür ve serbest fakat yalnız.. Üşüyorum üstad, hele birde uyumaya yüz tutmuş saatlerinde sana yönelmiş bir tebessüm yok ise, iliklerine kadar hissedersin havada ki anlamsız soğukluğu..

Mehtab kadar narin bir türkü tutturmuş,
kör saatlerinde bir gece vardiyasının.
yalnızlığını düşünüyor bir yandan ve nasırlaşmış parmaklarıyla
çalışıyor, çalışıyor ki aklı yalnızlık oyunlarına dalmasın
oynamadan düşlesin yalnızca ve çalışsın.

insan, yalnızlığı kadar etraflıdır..

7 Mayıs 2009 Perşembe


Pera..

Bir hayalsın benim için şimdilerde
İlhan Berk'in dizelerinde rastlıyorum sana
kavuşana kadar, tut bensizliğin nöbetini..

5 Mayıs 2009 Salı

6 Mayıs'a birgün kala.
yüreklerimizde sızısı duruyor. Unutmadık..

4 Mayıs 2009 Pazartesi

Bazen anlaşılmak, anlamak güç oluyor..
ve insanlar, garip yaratıklarız.

3 Mayıs 2009 Pazar

Sabahın bilmem kaçında, daha ayılmadan sallana sallana balkona çıkıp sigara yakmak..
Bu aralar mantığımı biraz sorgulamam gerekiyor sanırım. Bu öyle bir hal aldı ki, sanki hayatımın vazgeçilmeziymiş gibi sıkıntılı saatler geçirmeme sebep oluyor. Yani bir düş görüp üstüne sigara yakmak, sıkıntılı olup sıkıntılı yakmak, tartışıp sigara yakmak, mutlu olup sigara yakmak, aile içi geçimsizlik üzerine kafa patlatıp sigara yakmak, tamamlanmamış hikayeler,denemeler üzerinde çalışıp sigara yakmak.. Birgün kendimi yakacağım sanırım..

Bu meretin sonu gelmeyecek gibi görünüyor. Bir bu blog olayı var kafamı meşgul eden. Ne çok şey var beni meşgul eden. Aslında şöyle bir meşguliyet bu. Ben bu sayfa ile yetinebiliyorum. Dostum Burak sabahın o sersem saatlerinde kalkıp birkaç işini bitirdikten sonra pazar keyfi yaparken benim tacizimle selam verdi. Sonra yavaş yavaş kendi alanadımı almak fikrini kanıma işlemeye başladı.

- Lan oğlum bir tane alanadı alıp orda yazsana.

Bir sürü kafa patlatıp şimdilik bir sonuca ulaşamamazlık krizinden sonra, onu biraz rahat bırakmaya karar verdim. Yoksa küfrü basması olasıydı.

Gündelik hayatın sıradanlığını ve bugün yapacağım işleri biraz gözden geçirdikten sonra,
-Oha lan bugün pazar hiç işim yokki!
gibi bir cümle kurduğumu anımsıyorum.. Evet elime kahvemi alıp leptopumu yanıma alıp yeni keşiflerimizden Bandista'yı dinliyorum. Bir yandanda eksik yazınları tamamlamak gerekiyor. Bakalım bugün hayatta ne gibi bir sürpriz olacak. Belkide yine o sıkıcı, boktan günlerden biridir. Henüz saat erken, umutsuzluğa kapılmamak gerekiyor..

2 Mayıs 2009 Cumartesi

Akşamdan kalma bir sabaha günaydın demek pek hoş oluyor doğrusu. Ferfecire doğru ağır aksak adımlarla ilerlerken afili cümleler kurmak içimden geçmedi. Akşam fazla kaçırmışız. Kaç promil oldu hatırlamıyorum. Ama o herkes bir odaya sızdıktan sonra, salonda ışığı kapatıp bir yandan ağır ağır çalan Farid Farjad'a kulak verdiğimi ve bir duble daha doldurduğumu hatırlıyorumda..

Büyük keyif almıştım doğrusu dün gece. Şimdi ise başımda buruk bir ağrı var. Olsun bu etkiyi seviyorum. Sabahın ilk ışıklarında sersemleyerek yaktığım sigara ve hala çalmakta olan Farid Farjad.. Bu adama bayılıyorum. Ağlatıyor resmen kemanı..

Şimdi,
kendime gelmem için en fazla 2 saatim var. Sonra gündelik hayata geri dönmek ve yapılması gereken birçok şey.. Ne çok şey var. Yavaş yavaş yol alsam iyi olacak sanırım. Buda böylesi bir girdi olsun şu yazdığım defterime..

1 Mayıs 2009 Cuma

Hergüne farklı bir yalnızlık,

bir roman okuyorsun ve karşıma geçip
ağlıyorsun
ağlamak güzeldir sevgili fakat
bir yalnıza, yalnızlığın için ağlıyorsun
belki fikrince seni en iyi anlayan ben,
ya ben
ben ki yalnızlık üzerine binlerce roman yazabilecek
ki bir okadar yalnızlıkla sarmaşdolaş
sana nasıl yardım edebilirim?

üç beş afili cümle ile şiirler yazabilirim sana
ki zaten sana yapabileceğimin en iyisi belkide budur
seni ne kadar çok sevdiğimi anlatan binlerce benzetme
kanarmısın tüm bunlara
insan yalnızdır işte ve karşımdayken, böyle suskun, böyle konuşarak
yalnızlığını anlatmaya çalışıyorsun ya
komik oluyorsun sevgilim

unutma insan hep yalnızdı
ve yalnız ölecek..
yalnızlığını paylaşmamı istiyorsun ya

ben yüzyıllık yalnızlığı boynumda taşırken..